Your Welcome to Borsa Okulu
Nick:  
Pass:     
Kayıt Ol Yardım Üye Listesi Yeni Mesajlara Bak Bugünkü Mesajlara Bak

Yeni Cevap 
FİNANSAL KRİZ ve BORSA KRİZİ
Yazar Mesaj
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #21
RE: FİNANSAL KRİZ ve BORSA KRİZİ
III.3. Basle Komite

ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan tarafından da belirtildiği üzere gelişmiş ülke ekonomilerinin yüksek oranda borçlanmaları etkin gözetim ve denetime tabi olmaları nedeniyle bir sorun yaratmaz iken, özellikle gelişmekte olan ülkelerin mali sistemleri üzerindeki denetim eksikliği küresel krizlere yol açabilmektedir.
Bu amaçla, Basle Komite Eylül 1997 tarihinde “Etkin Bankacılık Denetimi için Temel Prensipler” konulu bir rapor yayınlamıştır. Basle Komite esas olarak standart koyucu bir organ olup yayınlamış olduğu temel prensiplerin G-10 ülkeleri dışında da uygulanmasına çalışmaktadır. Basle Komite'nin etkin bankacılık denetimi ile ilgili çok sayıda çalışması mevcuttur.
Meydana gelen krizler risk unsurunun ve sermaye yeterliği kavramının önemini daha da artırmıştır. Bu doğrultuda Basle Komite'nin sermaye yeterliliğine ilişkin düzenlemesinde değişiklikler yapması gerekmiştir
Basle Bankacılık Gözetim Komitesi 1988 anlaşmasının yerine geçmek üzere yeni bir sermaye yeterliliği çerçevesi oluşturmaya karar vererek 3 Haziran 1999'da bu konuda çalışma başlatmıştır. 1988 yılında yürürlüğe giren sermaye yeterliliğine ilişkin ilk düzenlemede en önemli problem bankaların her bir varlık çeşidine belirli risk ağırlığı verilmesine karşılık kredi kullanan borçluların risk düzeyi ile herhangi bir hüküm içermemesidir. Basle Komite'nin eski düzenlemedeki eksiklikleri gidermek ve mali piyasalarda ortaya çıkan gelişmeler sonucunda başlattığı bu çalışma üç temel dayanaktan oluşmaktadır. Bunlar, asgari sermaye şartları, denetimsel inceleme süreci ve piyasa disiplinin etkin kullanımıdır.
Asgari kanuni sermaye şartları mevcut Anlaşma'nın temelinden yararlanmakta, bunu yaparken de Anlaşma'nın uygulama kapsamını açıklığa kavuşturmayı ve genişletmeyi amaçlamaktadır. Devletlerle ilgili risklerle uygulanacak risk ağırlıkları açısından Komite, mevcut yaklaşımın yerine, risk ağırlıklarının belirlenmesi için harici kredi değerlendirmelerini kullanacak bir sistemin konulmasını teklif etmektedir. Böyle bir yaklaşımın ya doğrudan ya da dolaylı olarak ve değişen derecelerde, bankalar, menkul kıymet firmaları ve şirketler ile ilgili risklerin ağırlıklandırılmasında da geçerli olması öngörülmektedir. Sonuç, yüksek kaliteli şirket kredileri için risk ağırlıklarını azaltmak ve düşük kaliteli riskler için yüzde 100'den daha yüksek bir risk ağırlığı uygulamak olacaktır. Menkul kıymetleştirmeye yönelik yeni bir risk ağırlıklandırma sistemi ve bazı türdeki kısa vadeli taahhütler için yüzde 20'lik bir kredi dönüştürme faktörünün uygulanması da teklif edilmektedir. Buna göre, derecelendirme kuruluşlarının ülkelere verdikleri derecelerin önemi artmıştır. Ülkelerin ve merkez bankalarının borçları OECD üyesi olup olmadıklarına bakılmaksızın, aldıkları dereceye göre belirlenecektir. Ancak derecelendirme kuruluşlarının özellikle ülke riski konusunda belirleyecekleri derecelendirme sistemleri konusunda Komite’nin net bir görüşü bulunmamaktadır.
Ayrıca mevcut Anlaşma, (ticaret defterinde) sadece kredi ve piyasa riskleri için açık sermaye yükümlülükleri belirlemektedir. Bankacılık defterindeki faiz oranı riski ve faaliyet riski dahil diğer riskler de bankacılığın önemli bir özelliği olduğundan Komite, faiz oranı riskinin ortalamanın hayli üzerinde olduğu bankalar için bankacılık defterindeki faiz oranı riskine yönelik bir sermaye yükümlülüğü oluşturulmasını ve başta faaliyet riski olmak üzere diğer riskler için de sermaye yükümlülükleri oluşturulmasını teklif etmektedir.

Sermaye yeterliği çerçevesinin ikinci temeli yani sermaye yeterliğinin denetimsel incelemesi bir bankanın sermaye durumunun onun genel risk profiliyle uyumlu olmasını sağlamaya yönelik olacak ve böylece erken denetimsel müdahaleyi teşvik edecektir. Denetimciler, bankalardan, asgari düzenleyici sermaye oranlarını aşan miktarda sermaye tutmalarını talep edebilmelidirler bu husus G-10 grubunda olmayan ülkelerin denetimcileriyle Komite’nin görüşmeleri esnasında vurgulanmıştır. Ayrıca yeni çerçeve banka yöneticilerinin bir içsel sermaye değerlendirme süreci geliştirmelerinin ve bankanın özel risk profili ve kontrol çevresi ile uyumlu sermaye hedefleri koymalarının önemi üzerinde durmaktadır. Bu içsel süreç, daha sonra uygun hallerde denetimsel incelemeye ve müdahaleye tabi olacaktır.

Üçüncü temel olan piyasa disiplini yüksek açıklama standartlarını teşvik ederek ve bankaları yeterli sermaye tutmaya teşvik etmede piyasa katılımcılarının rolünü arttıracaktır. Komite 1999 yılı içinde, sermaye çerçevesini güçlendirecek olan, halka bilgi açıklanması üzerine bir kılavuz çıkarmayı teklif etmektedir. Komite Anlaşmanın, risk yönetim uygulamalarındaki gelişmelere ve finansal yeniliklere yanıt verir nitelikte olmasına inanmaktadır. Komite’nin daha uzun vadeli amacı, bankaların maruz oldukları riskleri daha doğru bir biçimde yansıtan esnek bir çerçeve geliştirmektir. Bu nedenle, Komite, sermaye yeterliği çerçevesini risklere karşı daha duyarlı kılmanın başka yollarını da inceleyecektir. Son olarak Komite, 31 Mart 2000 tarihine kadar ilgili tüm taraflardan görüş talep etmekte ve 2000 yılı içinde daha kesin teklifler öne sürmeyi planlamaktadır.
02-02-2013 01:31 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #22
RE: FİNANSAL KRİZ ve BORSA KRİZİ
ııı.4. Oecd


Tayland’da başlayıp tüm dünyaya yayılan Asya Krizi’ni öngörememekle suçlanan OECD’nin savunması Tayland’ın OECD üyesi olmaması nedeni ile ekonomisinin incelenemediği şeklinde olmuştur. Dolayısıyla OECD temel olarak küresel işbirliğinin önemine dikkat çekmektedir. Ayrıca bu tür krizlerin önlenip daha güvenli bir küresel mali sistem yaratılabilmesinde özel sektörün rolü daha iyi anlaşılmıştır. OECD bu doğrultuda şirketlerin uymaları gereken temel prensipler geliştirmiştir. Beş ana başlık altında toplanan bu ilkeler esas olarak hisse senedi yatırımcılarının ve pay sahiplerinin haklarının korunmasını amaçlamaktadır. Bu ilkeler şu şekilde sıralanabilir:
Hissedarların hakları
• Kar dağıtımı, ilgili konularda oy verme hakkı, hisselerin devri, güncel ve ilgili konuya ulaşmak, mülkiyet kaydının garantilenmesi gibi temel hisse senedi hakları korunmalıdır,
• Bazı hisse senedi sahiplerine sahip oldukları hisse oranı ile doğru orantılı olmayacak şekilde şirkette söz sahibi olma hakkını veren sermaye yapıları konusunda kamuoyu bilgilendirilmelidir,
• Bütün hissedarların adil bir şekilde yararlanması ve kurumsal kontrol amacıyla piyasanın etkin ve şeffaf bir şekilde işlemesi sağlanmalıdır.

Hissedarların eşit bir şekilde gözetilmesi
• Azınlık ve yabancı hissedarlar da dahil olmak üzere aynı hisse sınıfına tabi hissedarlar eşit şekilde gözetilmelidir,
• Hissedarların kendi çıkarlarını gözetecek biçimde davranmaları ve bilgiye kamuoyundan önce ulaşıp haksız kazanç elde etmeleri (insider trading) yasaklanmalıdır,
• Yönetim kurulu üyeleri ve üst düzey yöneticiler kurumun işleyişini etkileyen konular ve anlaşmalarla ilgili olarak kamuoyunu bilgilendirmelidir.
Kurum yönetiminde pay sahiplerinin rolü
• Pay sahiplerinin kanunla belirlenen hakları korunmalı, hakları ihlal edildiği takdirde, bunu tazmin edecek etkin bir sistem oluşturulmalıdır.
• Pay sahipleri kurumsal yönetim sürecinde yer aldıklarında gerekli bilgilere ulaşma imkanına sahip olmalıdırlar.
Kamuoyunun bilgilendirilmesi ve şeffaflık
• Şirketin yönetimi, mali durumu, performansı, mülkiyeti hakkında güncel ve doğru bilgilendirme yapılmalıdır. Bu bilgilerden yararlanacak kişiler için bilgiyi sağlama kanalları maliyet-etkin (cost-effective) olmalıdır,
• Gerekli bilgiler hazırlanmalı, denetimden geçirilmeli ve yüksek kalite standartlarına uygun olmalıdır,
• Mali bilgilerin yayınlamasında nesnelliğin ve dış kontrolün sağlanması amacıyla bağımsız bir denetçinin yıllık denetim raporu hazırlamalıdır.
Yönetim kurulunun rolü
• Kurumsal yönetim çerçevesinde yönetim kurulunun etkin bir gözetleme ve rehberlik sistemi geliştirmelidir,
• Yönetim kurulu üyeleri güncel, doğru ve ilgili konuları hemen elde edebilmelidir,
• Yönetim Kurulu kararlarının çeşitli hissedarları farklı etkileyebileceği durumlarda yönetim kurulu bütün hissedarları eşit bir şekilde gözetmelidir,
• Yönetim Kurulu yürürlükteki kanunlara uygun davranmalı ve hissedarların haklarını gözönünde bulundurmalıdır,
• Yönetim Kurulu kurumsal konularda tarafsız yargılara varmalıdır. Bağımsız ve üst düzey dışında (non-executive) yöneticilerin atanması konusu dikkatle izlenmelidir.


OECD’nin haricinde ayrıca Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (International Federation of Accountants – IFAC) denetim konusu ile ilgili uluslararası standartlar geliştirmiştir. IFAC’ye üye olan ülkelerin çoğu bu standartları uygulamaktadırlar. Standartların uygulanması konusunda herhangi bir yaptırım sözkonusu olmamakla birlikte IFAC üye ülkeleri ulusal standartlarını uluslararası standartlarla karşılaştırmaları amacıyla teşvik etmektedir.
02-02-2013 01:31 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #23
RE: FİNANSAL KRİZ ve BORSA KRİZİ
III.5. Yeni Finansal Mimariyi Oluşturma Amaçlı Çalışma Grupları
Uluslararası finans kurumlarının hızlı küreselleşmenin yarattığı sorunlara etkin bir şekilde cevap verebilmeleri için yeni bir finansal mimariye ihtiyaç duyulmuştur. Bu yeni mimaride, krizlerin önlenmesi ve varolan krizlerle daha etkin mücadele için daha fazla sayıda ülkenin katılması ile risklerin azaltılabilmesi amacıyla daha etkin düzenleyici ve kurumsal mali altyapı oluşturulmasının teşvik edilmesi kararlaştırılmıştır.
Bugüne kadar ortaya konan mekanizmaların mali yapıdaki bozulmayı önleyici olmaktan çok tedavi edici mekanizmalar olduğundan hareketle dünyanın önde gelen 22 ülkesinin maliye bakanları ve merkez bankası başkanları Nisan 1998’de biraraya gelerek yeni finansal mimarinin oluşturulması için çözüm önerileri üretmişlerdir. Amaç, IMF, Dünya Bankası ve diğer uluslararası kuruluşların çalışmalarını tamamlayıp bir görüş birliğine varmaktır.
Bu doğrultuda üç ana eylem alanı belirlenmiştir: şeffaflık ve sorumluluğun geliştirilmesi, ulusal mali sistemlerin güçlendirilmesi, uluslararası mali krizlerin yönetimi. Her bir eylem alanı için birer çalışma grubu oluşturulmuştur. Bu çalışma grupları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları ve maliye bakanlığı temsilcilerinden oluşmaktadır.
Şeffaflık ve sorumluluğun geliştirilmesi konusunu ele alan çalışma grubu bu iki ilkenin krizleri önleyemese de ekonomik performansı geliştirmede yararlı olacağına inanmaktadır. Şeffaflık, piyasa katılımcılarının yeterli bilgiye sahip olup bir firma veya ülkenin riskini diğerlerinden ayırt edebilmesini, dolayısıyla kaynakların etkin dağılımını sağlamakta, böylece piyasaları stabilize etmektedir. Sorumluluk ise verilen kararların sonuçlarını üstlenme anlamına gelmektedir. Şeffaflık karar verici konumunda olan yetkilileri hesap vermeye zorlamakta ve böylece kararın ardında yatan nedenin anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Çalışma grubu özel sektörün, ulusal otoritelerin ve uluslararası mali kuruluşların her birinin şeffaflık ve sorumluluk ilkelerini titizlikle uygulamasını tavsiye etmektedir.
Ulusal mali sistemlerin güçlendirilmesi konusunu ele alan çalışma grubu, şirket yönetiminin, likidite yönetimini de içerecek şekilde risk yönetiminin ve güvenlik ağı düzenlemelerinin gelişmesi doğrultusunda ilke ve politikaların geliştirilmesi gereğine dikkat çekmektedir. Bu çalışma grubu uluslararası kapsamda denetçi ve resmi otoritelerin birleşerek mali sistemi güçlendirecek standart ve uygulamalar geliştirip uygulamaya koymasını ve bankacılık sektörüne erken müdahale sağlayacak bir sistemin kurulmasını talep etmektedir. Mevduat sigorta fonunu küçük yatırımcıların korunması açısından mali emniyet ağının bir parçası olarak değerlendirmekte ve olası suistimallerin önlenmesi amacıyla yetkilileri önlem almaya davet etmektedir. Öte yandan Basle Sermaye Uyum Anlaşması'nı faydalı bir denetim aracı olarak görmekte ve gözden geçirilip son halini alması gerektiğini savunmaktadır.
Uluslararası mali krizlerin yönetimi konusunu ele alan çalışma grubu, sermaye akımlarının gelişmekte olan ülkelerin ve dünyanın refahını arttırdığı gibi krizlere de yol açabildiğini belirtmektedir ve hem kamu sektörünün hem de özel sektörün riskin daha etkin yönetimi konusunda teşvik edilmeleri gerektiğine inanmaktadır. Ayrıca bu grup, krizlerin önlenmesi konusunda devlet garantisinin kapsamının sınırlandırılmasının, gelişmekte olan piyasalarda oynaklığın arttığı dönemlerde sigorta işlevi görecek türden yeni mali enstrümanlar türetilmesinin, uygun döviz kuru rejimlerinin oluşturulmasının ve borçlu ile alacaklı taraflar arasında iyi ilişkiler kurulmasının önemli olduğuna işaret etmektedir.
02-02-2013 01:32 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #24
RE: FİNANSAL KRİZ ve BORSA KRİZİ
IV. Krizlere Karşı Diğer Yaklaşımlar
IV.1. UDROP (Universal Debt Rollover Option with a Penalty-Uluslararası Borç Uzatımı Cezai Opsiyonu)
Yeni Uluslararası Finansal Yapı’nın oluşturulmasında düşünülen bir diğer öneri de uluslararası borçların yeniden düzenlenmesidir. İngiltere Merkez Bankası’ndan Willem H. Buiter ile Londra Üniversitesi Ekonomi profesörlerinden Anne C. Siebert tarafından geliştirilmiş UDROP modelinde amaç yabancı para ağırlıklı borç enstrümanlarından kaynaklanan roll-over krizlerinin önlenmesidir. Bu amaçla yabancı para cinsinden tüm borçlanmaların bir ayırım yapılmaksızın roll-over opsiyonu olması önerilmektedir.
Mali bir kurum kısa vadeli olarak yüksek oranda yabancı para cinsinden borçlanmış ve bu miktarı hedge edebilecek kısa vadeli yabancı para cinsinden aktifleri mevcut değil ise, uzun vadeli aktifleri ne kadar kaliteli olursa olsun, likidite açısından riskli konuma düşebilmektedir. Mali kurumun borç ödeme gücü yüksek ise kısa vadeli borçları roll-over edilebilmekte ve risk gerçekleşmemektedir. Ancak borç veren taraflar mali piyasaları saran genel bir krizden dolayı açtıkları tüm kredilerini fark gözetmeksizin geri çağırma yoluna gidiyorlarsa borcun roll-over olma imkanı ortadan kalkmaktadır. Vadesi gelen kısa vadeli borçlarını ödeme amacıyla mali kurumlar Merkez Bankası’ndan döviz talep etmekte, buna karşılık Merkez Bankası’nın talepleri karşılayacak ölçüde dövizi olmadığı durumlarda döviz krizi yaşanmaktadır. Uluslararası bir merkez bankasının olmaması ve gene ulusal düzeyde mevduat sigorta fonunun olmaması para basımı yoluyla bu tip yükümlülüklerin karşılanmasına olanak tanımamaktadır.
UDROP modelinde borç borçlunun tercihi doğrultusunda üç ila altı aylık bir süre ile roll-over edilmektedir. Roll-over bedelinin sadece opsiyona ödenen fiyat olması UDROP modelinin dövizli borçlanma üzerine bir tür vergi niteliği taşımasını sağlamaktadır. Dolayısıyla, UDROP borçlu tarafa mali bir kaos ortamında bir süre için soluk alma imkanı yaratmaktadır. UDROP’un borç alan tarafın tercihi doğrultusunda uygulanması, uluslararası mali kuruluşların politik tercihleri doğrultusunda kredi açmalarından veya bürokrasi nedeniyle zamanında kredi açmamalarından doğan sıkıntıları önlemektedir.
Borçlu taraf herhangi bir zamanda herhangi bir koşul altında UDROP opsiyonunu kullanabilmekle birlikte ceza faizinin yüksek olması nedeniyle normal piyasa koşullarında hiçbir borçlunun borcunu roll-over etmek istemeyeceği varsayılmaktadır. Bazı ülkelerin güvenilirliklerini göstermek amacıyla UDROP opsiyonu kullanmak istememelerini önlemek amacıyla da UDROP’un tüm yabancı borçlanmalar için hükümetler ve uluslararası kuruluşlar tarafından zorunlu hale getirilmesi gerektiği savunulmaktadır.
UDROP modelinin vergi mükelleflerinin kaynaklarına ihtiyaç duymaması, IMF ve diğer uluslararası kuruluşlara ek yük getirmemesi, kriz anında bürokrasiden kaynaklanan geç tepki verme durumunu ortadan kaldırması ve piyasaları olası likidite krizleri konusunda dikkatli olmaya yönlendirmesi gibi avantajları mevcuttur.
UDROP opsiyonlarının hesaplanmasına ilişkin formüllerin henüz ortaya konulmamış olması ise modelin eksik yanını oluşturmaktadır.
02-02-2013 01:32 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #25
RE: FİNANSAL KRİZ ve BORSA KRİZİ
IV.2 Tobin Vergisi (Tobin Tax)
Nobel ödüllü iktisatçı James Tobin tarafından önerilmiştir. Tobin küresel dünyada mali krizlerin önemli nedenlerinden birinin yüksek hacimde döviz spekülasyonu olduğunu belirtmekte ve dövizde yapılan günlük al-sat işlemlerinin dünyanın tüm borsalarında oluşan işlem hacminden daha fazla olduğuna dikkat çekmektedir. Tobin, piyasanın çok büyük ve oynak olmasının ülke merkez bankalarının ulusal para birimlerini korumada etkisiz kalmasına yol açtığını ifade etmektedir. Tobin’in önerisi spekülasyon maliyetlerini yükseltip kısa vadeli veya gecelik spekülasyonlardaki kar elde etme olasılığını azaltmak amacıyla uluslararası sermaye hareketleri üzerine yüksek oranda bir işlem vergisi getirilmesidir. Böylece ülke ekonomisine spekülasyon yolu ile verilen zararlar azaltılıp, ülke merkez bankaları ulusal para birimini daha kolay koruyabilecek ve ülke vergi geliri elde edebilecektir. Tobin’e göre bu tür bir işlem vergisinin dünya ticaret hacminde önemli paya sahip olan belli başlı para birimlerinde uygulanması yeterli olabilecektir.
Tobin ayrıca IMF gibi uluslararası kuruluşların oynaklığı önlemede başarısız kaldıklarına ve reforme edilmeleri gerektiğine inanmaktadır.
02-02-2013 01:32 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #26
RE: FİNANSAL KRİZ ve BORSA KRİZİ
V. Sonuç

Son yıllarda meydana gelen küresel boyuttaki mali krizler geniş kapsamlı reform tartışmalarını gündeme getirmiştir. Çok sayıda alternatif yaklaşımın çözüm olarak ortaya konulduğu konuyla ilgili olarak bu raporda en temel yaklaşımlara yer verilmeye çalışılmıştır. Krizler sonrası ortaya çıkan genel kabul gören olgu ve yaklaşımlar aşağıda kısaca özetlenmiştir :
• Küreselleşmenin geri dönülemez bir süreç olduğu bir kere daha teyit edilmiş,
• Krizleri tedavi yerine krizleri önleyici önlemler üzerine odaklanması gündeme gelmiş,
• Krizsiz bir dünya düşünmenin gerçekçi olmadığı kabul edilmekle birlikte olası krizlerin etkilerini minimize edecek yaklaşımlara ihtiyaç duyulmuş,
• Ülkelerin uluslararası standartlara uyumunun önemi daha iyi anlaşılmış ve ülkelerin gerekli reformları yapıp kurumsal altyapılarını oluşturmalarının sadece kendilerini değil, bütün ulusları topluluğu ilgilendiren bir konu olduğu iyice belirginleşmiş,
• Ülkelerin mali sistemlerinin çok daha sıkı denetlenmesi ve gözetlenmesi önem kazanmış,
• Temel verileri sağlam olup tutarlı makroekonomik politikalar izleyen ülkelerin küresel krizlerin bulaşıcı etkilerinden korunmasının sağlanması gündeme gelmiş,
• Dünyanın herhangi bir yerinde patlak veren krizlerin etkilerinin olması gerekenden daha fazla olmasında önemli rol oynayan spekülatif sermaye giriş çıkışlarının stabilize edilmesi gerektiği sonucuna varılmış,
• Şeffaflığa verilen önemin artırılması, ile ülkelerin makroekonomik verilerine daha hızlı ve daha kolay ulaşılabilmesinin sağlanması kabul edilmiştir.


alıntıdır
02-02-2013 01:32 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 




Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi



Borsa Okulu © 2018.