Your Welcome to Borsa Okulu
Nick:  
Pass:     
Kayıt Ol Yardım Üye Listesi Yeni Mesajlara Bak Bugünkü Mesajlara Bak

Yeni Cevap 
Küresel borsa krizi
Yazar Mesaj
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #1
Küresel borsa krizi
Küresel borsa krizi


Küresel borsa krizinin, artık normale döndüğünü, söylemek biraz erken iyimserlik olur. Çünkü bunlardan birincisi, piyasalarda 27 Ekim'de başlayan sarsıntı büyük bir olasılıkla belli başlı borsalarda özellikle ABD'de "Boğa Piyasaları" döneminin bittiğine, endekslerin yön değiştirmekte olduğuna işaret ediyor. En azından tarih bize, sert dalgalanmaların ardından piyasaların çoğunlukla kalıcı bir şekilde yön değiştirdiğini gösteriyor. Bu anlamda "normal"e dönüş olasılığı pek yok gibi ikincisi, bir "normal"e dönüşten söz etmek, aslında uzun dönemli bir trende geri dönmek anlamına gelir; buradaysa önemli bir sorun var: 27 Ekim'de borsalar dalgalanmaya başladıklarında, endekslerin zaten uzun dönemli trendlerin yüzde 60 üzerinde olduğundan söz ediliyor (Financial Times 7/10/1997). Bazı analistler, örneğin Independent Strategies'den Bob Mackee "Asya ve Doğu Avrupa'da- Polonya, Çek Cumhuriyeti- görülen mali krizlerin sadece bir başlangıç" olduğuna bu yıl sonuna kadar dünya borsalarının yüzde 20 değer kaybedebileceğini" düşünüyordu (Wall Street Journal 11/10/1997). Geçen yıl New York Borsası üzerine, 30 yıllık fiyat/kar oranlarına dayanılarak yapılan bazı projeksiyonlar, endeksin gelecek 10 yıl içinde yüzde 68 değer kaybedeceğini öngörüyordu. Aynı yıl Yale Üniversitesi'nden Robert Schiller endeksin 2006 yılına kadar değerinin yüzde 38'ini kaybedeceğini hesapladı. Özetle borsa krizi büyük olasılıkla bir "ayı piyasası"nın başlamakta olduğunu gösteriyordu.

Borsa krizinin piyasalarda bir yön değişimine işaret ediyor olması, ne yazık ki yatırımcılar ve genelde dünya ekonomisi açısından sorunun sadece bir yanı. Zira, yine tarihsel deneyimler, borsa krizlerinin ardından, ciddi ekonomik daralmaların geldiğini gösteriyor. Bugünde dünya ekonomisinde bir ekonomik daralma döneminin başlamak üzere olduğunu düşündüren bir seri gelişme var.

1929 brosa krizini bir depresyon, 1987 borsa krizini de şiddetli bir küresel resesyon izlemişti. Bugün birçok analist ve hükümet temsilcisi, dünya ekonomisinin temellerinin sağlam olduğunu; Asya'da başlayan krizin ABD'de reel ekonomide bir etki yapmayacağını söylüyor. Ama 1929 ve 1987 krizleri sırasında da benzer analizler yapıldığı düşünüldüğünde en azından bu iyimserlikleri kuşkuyla karşılamak gerekiyor.

27-31 Ekim tarihlerini kapsayan dönemde, Daw Jones (New York), FT-100 (Londra), Dax (Frankfurt) ve Nikkei (Tokyo) endekslerine baktığımızda borsaların eksi yüzde 8 ile yüzde 5 arasında şiddetle dalgalandığını, sonra dalgalanmaların azaldığını, ancak endekslerin kaybettikleri değerleri kazanamadıkları görülüyor. Daw Jones Endeksi 22-27 Ekim arasında toplam 900 puan (yüzde 10); 22-28 Ekim arasında FT-100 469 puan (yüzde 8.3); 23-28 Ekim arasında Dax 603 puan (yüzde 14); nikkei 1373 puan (yüzde 7,8) değer kaybettiler: Bu dönemin hemen hemen arkasından, bir günde Daw Jones 337 puan, FT-100 116 puan, Dax 224 puan ve Nikkei 544 puan değer kazandılar. Ancak takip eden günlerde bu güçlü toparlanmalar devam etmedi ve dalgalanmalar daralarak devam etti.

Bu tür ortamlarda oyunun kuralları değişmeye ve gerçek ekonomik göstergeler önem kazanmaya başlar. Artık piyasanın yükseldiği dönemde olduğu gibi piyasa ile birlikte hareket etmek, mümkün olmaz. Saloman Brothers'dan Başstratejist David Shulmann'ın dediği gibi, "piyasa inmeye başladığından, değerlendirme çok daha büyük ölçüde önem kazanır" (Fortune 27/11/1997). Dalgalanmaların ve yön değiştirmenin arkasındaysa,aslında bu değerlendirmelere ilişkin beklentilerin değişmesi yatıyor. Morgan Stanley'den Byran Wien'in belirttiği gibi bu "düşmek için gerekçe arayan bir piyasa" idi. Asya krizi bu gerekçeyi verdi piyasalara.

Asya krizinin bu gerekçeyi piyasalara nasıl verdiğine bakmadan önce, bu değerlendirme konusu üzerinde, biraz daha durmak gerekiyor. Piyasa'nın ya da tek tek şirketlerin değerlendirmesi söz konusu olduğunda, bir çok ölçüt kullanılabilir. Ancak geçtiğimiz dönemde, üç tanesi özellikle çok tartışıldı. Bunlardan biri, şirketin toplam varlıklarıyla borsa değerini karşılaştıran "Q" oranı (borsada satınalmak mı daha ekonomik yoksa, yeniden yapmak mı?) idi. İkinci ve daha popüler olanı ise fiyat/kazanç oranı P/E (gelecekte hangi kazancı satın almak için, borsada bugün ne fiyat ödüyorsunuz?) ve nihayet iskonto edilmiş nakit akış oranı. Bir şirketin belli bir dönem içinde sahiplerine kümütalif olarak getirdiği nakit miktarı ile iskonto oranı arasında kurulan bir ilişki.

Bu oranlara baktığımızda Q oranının New York ve Londra borsalarında tarihsel eğilimlere kıyasla ciddi bir şekilde (yüzde 20-25) yüksek olduğunu görüyoruz. Ancak Q oranı, şirket getirilerinin ve tam doğru olmasada bir paralellik kurma açısından, kar oranlarının, artmaya devam ettiği, beklentilerin bu yönde olduğu bir ortamda pek önem kazanmaz, daha doğrusu gündeme gelmez. Yatırımcılar, önlerindeki dönemde, şirket getirilerinin fiyatları yakalayacağını, yani karların yüksek olacağını varsayarak, kağıtlar almaya, borsayı yukarı doğru itmeye devam ederler. "Discounted cashflow" da önemli bir gösterge olmasına rağmen, güvenlikli bir şekilde hesaplanmasında büyük zorluklar olan bir oran. Bu yüzden Merry Lynch'in en büyük stratejisti olarak bilinen Chuck Claugh'un da işaret ettiği gibi (Fortuna 24/11/1997) piyasaya en popüler düzeyde yön veren aslında P/E oranları oluyor denebilir. Nitekim birçok yatırımcı, şirket getirilerinin büyüme hızına ilişkin beklentilerinin büyüme hızına ilişkin beklentilerinin faiz oranlarından çok daha önemli olduğunu düşünüyor. Borsadaki ani dalgalanmalara, bu noktadan dikkatimizi şirket getirilerine (ya da kar oranlarına) ilişkin beklentiler üzerinde yoğunlaştırarak bakmaya başlarsak, manzaranın daha bir anlaşılır ve geleceğe ilişkin bazı ipuçları verebilir hale gelmeye başlayacağı söylenebilir.

Piyasalarda, şirket getirilerinin geleceğe ilişkin iyimser beklentileri şüpheye sokacak ilk endişe verici işaretler aslında borsa krizinden birkaç ay önce, ABD hatta dünya sanayinin lideri Intel, Sun Micro Systems, Merck gibi şirketlerin getirilerinin borsada beklenenin altında kalmasıyla başladı. Analistler, Asya krizinin, ticaretin yüzde 30'unu bu bölgeyle yapan ABD açısından yaratacağı etkileri, daha bir dikkatle değerlendirmeye başladılar. Bu, ABD'de yüzde 5'in altına düşen işsizlik oranları ve Ekim ayında biten üç aylık dönemde işçi ücretlerinin yüzde 3,9 artmasına karşılık fiyatların aynı dönemde yüzde 1,9 gerilemesi ve UPS grevinden sonra oluşan hava ile birleşince, önümüzdeki dönemde şirket getirilerinin geleceğine ilişkin iyimser hava dağılmaya başladı. Doların göreli olarak değer kazanmasını ve Asya piyasalarındaki daralmayı göz önüne alan, Northwest Investment Management and Trust'dan Başyatırımcı Jim Paulsen'e göre önümüzdeki dönemde "uluslararası ekonomik karşılık, fiyat rekabetini arttıracak, satışları düşürecekti (Wall Street Journal 10/11/1997). Buna ücretlerdeki artış eğilimi de eklenince P/E oranında bir azalma, dolayısıyla borsaların tekrar toparlanmasını beklemek için tek bir neden kalmıyor. ABD ekonomisi için durum böyleyken, dünyanın ikinci büyük ekonomisi Japonya'nın bir türlü resesyondan çıkamadığını görüyor, Asya krizinin dünyanın diğer bölgelerinde, örneğin Latin Amerika'da önemli çalkantılar yaratmaya başladığını, dolayısıyla hem yoğunlaştığını, hem de derinleştiğini izliyoruz. Bu yüzden, borsalar düşünmeye devam etmek için, Asya krizinin içinde bulunduğu aşamaya ve etkilerine tekrar dönmek gerekiyor.
02-02-2013 01:33 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #2
RE: Küresel borsa krizi
Asya krizi ve etkileri
Güney Doğu ülkelerinde mali kriz, uluslararası yatırımcıların bu ekonomilerin paralarının dolarla olan bağlantısını daha fazla koruyamacaklarını düşünerek karşı bir spekülasyona girişmesiyle patlak verdi. Mali piyasalar, bu ülkelerde özellikle Çin'in önceki yıl gerçekleştirdiği büyük rekabetçi-devalüasyondan sonra artmaya başlayan dış ticaret açıklarına, bütçe açıklarına bakarak artık endişelenmeye başlamışlardı. Giderek, birçok Asya ülkesinde bankaların batık kredilerinin toplam kredileri içindeki malının yüzde 10-20 arası bir düzeyde olduğunu, bunun ise GSMH'nın yüzde 13'ünü geçtiğini (The Economist 15/11/1997) gördüler. Üstelik banka kredilerinin çok büyük bir kısmının gayrimenkul spekülasyonuna, ofis binası inşaatlarına, uluslararası rekabetin baskısıyla yapılan ancak, gerçekte büyük bir kapasite fazlası oluşturan yatırımlara gömülmüş durumdaydılar.

Diğer taraftan, bölgede işlem yapan yatırımcıların kendileri de büyük borç oranlarıyla oluşturulmuş portföylerle çalışıyorlardı. Nitekim geçen yıl, Haziran ortası itibariyle bölgede aktif borç enstrümanlarının hacmi, bir yıl öncesine göre yüzde 100'den fazla artarak 6,08 trilyon dolara ulaşmıştı (Wall Street Journal 11/11/1997).

Yapılan kimi hesaplara göre, Asya borsaları, bu yıl, Kasım başı itibariyle toplam olarak yaklaşık yarım trilyon dolar kaybettiler. Diğer bir deyişle bölgede, batık kredilere ek olarak yaklaşık yarım trilyonluk bir karadelik açıldı.

Ancak bu karadelikten kaçmaya başlayanlar, paralarını diğer "yükselen piyasalar"a taşımadılar. Aksine diğer "yükselen" piyasalara da yatırımcıların güveni hızla sarsılmaya başladı. Yatırımcılar, Asya kaplanlarına benzer koşullar sergileyen (yüksek bütçe açığı, yüksek cari açık, dolara bağlı sabit parite) ülkelere karşı da spekülatif bir hareket başlattılar. Ek olarak "levarage" oranı yüksek portföylerini daraltmaya girişenler, bunu daha çok sözkonusu ülkelerin kağıtlarını satarak gerçekleştirmeye başladılar. Sonuç bu borsalarda ve ulusal paralarda ciddi düşüşler ve mali krizler oldu. Bu ülkeler içinde stratejik olarak Latin Amerika'da toplam sanayi üretiminin yarısından fazlasını yaptığı için (The Washington Post 11/11/1997). Brezilya gibi büyük öneme sahip ülkelerde var. Brezilya'nın parasının değerini korumaya çalışırken, faizleri yükselterek ve kamu harcamalarını kısarak bir resesyona girmeye başlaması ise dünya ekonomisinin geleceği açısından oldukça düşündürücü.

Şimdi Güney Doğu Asya'da başlayan mali krizin, dünya ekonomisinde ilk elde yarattığı etkiler şöyle özetlenebilir: Birincisi, Asya ülkelerinin paraları dolara ve diğer ticaret ortaklarının birimleri karşısında yüzde 30-50 oranında değer kaybetti. Bu develüasyon dalgası, söz konusu ülkelerin ihracatlarında ani sıçramalar yarattı. Örneğin Tayland'ın ihracatı Eylül ayında yüzde 54 artış gösterdi. Bu devalüasyonlar, aynı zamanda bu ülkelerde başlayan ekonomik daralmayla birleşince, öncelikle bölgede iki büyük ticaret merkezi olan Japonya ve Çin'in ihracat kapasitesini büyük ölçüde azaltıyor. Japonya için bu, resesyondan çıkışın gecikmesi anlamına gelirken Çin için dış ticaret dengesinin zayıflamasıyla birlikte, parasının belki de yakın gelecekte, tekrar devalüasyona zorlanması ya da ekonomik büyümesinde bir yavaşlama demek.

Ticaretin yaklaşık yüzde 30'unu Asya bölgesiyle yapan ABD'de bu etkilerden payını almaktan kurtulamayacak, Fedarel Reserve Başkanı Alan Greenspan'ın Temsilciler Meclisi Bankacılık Komisyonu'na yaptığı konuşmalarda, gelişmelerin ABD'nin ihracat kapasitesini olumsuz etkileyeceği ve büyüme oranlarını az da olsa düşüreceği vurgulandı (Revters 14/11/1997). Greenspan bu gelişmelerin ABD ekonomisinde enflasyonist baskıları azaltacağını da sözlerine ekledi. Tam bu noktada Asya ekonomilerinin bir diğer etkisine, kendi ülkelerinde yaşanmakta olan fazla kapasite sorununu ihraç ederek deflasyonist etkilerin derinleşmesine yol açacağına ilişkin beklentilere geçebiliriz. Ancak önce Asya krizinin olası mali etkilerini bir kere daha vurgulamak gerekiyor.

Yukarıdaki gibi Asya'da başlayan güvensizlik yoluyla güçlenerek diğer gelişmekte olan ülkeleri vurmaya başladı. Böylece Independent Strategy'nin Başstratejisti David Roach'ın Wall Street Journal'da 29 Ekim'de tartışdığı likidite kıtlığı ya da kredi kıtlığı dönen süreç derinleşmeye başladı. Bu likidite kaçışının etkisiyle, diğer "yükselen piyasalar" da ulusal paralarını korumaya giriştikçe ekonomik durgunluk dünya üzerinde bir yaygınlaşma eğilimi kazanmaya başladı. Bu yükselmekte olan piyasaların aynı zamanda gelişmiş ülkelerin ihracat alanları olduğu da düşünülürse durgunluğun dönüp dolanıp ABD ve Avrupa'nın kapısına dayanacağını düşünmek çok yanlış olmaz.

Asya'daki mali-ekonomik krizin, özellikle Endonezya, Tayland, Malezya ve Güney Kore gibi ülkelerde giderek bir siyasi krize dönüşmesi olasılığıda var. Bunun mali piyasalarda yaratacağı etkiyi henüz tespit etmek mümkün değil. Ancak, Japon bankalarının elinde çok hacimle ABD Hazine Kağıtları olduğunu düşünürsek tehlikenin boyutları bir ölçüde görülebilir. Japon banka sisteminin bölgedeki bir başka dalgalanma ile krizin derinleşmesi, likidite gereksiniminin artması, bu kağıtların piyasalara geri dönmesine yol açabilir. O zaman da borsaların, deyim yerinde ise dibi çıkar.

Depresyon fiyatların genel olarak düşmesi ile kendini aşağı vuran genel ve uzun süreli şiddetli bir ekonomik daralma olarak tarif edilebilir. 1929 borsa krizinden sonra ABD'de bir depresyon yaşandı. Bugün de Japonya'da son yıllarda görülen gelişmeleri depresyon olarak tarif etmek mümkün. Depresyonun altında, aşırı kapasite ve buna bağlı aşırı üretim krizi denen bir olgu var. Bu ise karların artık eğilimsel olarak değil, gerçek olarak düşmeye başlaması anlamına geliyor. Bu süreç piyasadaki fazla kapasite yok edilene kadar devam ediyor. Çok acılı ve siyasi olarak tehlikeli bir süreç, 1929 krizini izleyen depresyonun dış ticaret üzerinde yarattığı basınç, korumacılığa, küreselleşmenin tersine dönmesine yol açtı. Ve nihayet II.Dünya Savaşı'na yol açan ortamın oluşmasına önemli bir etken oldu.

Geçtiğimiz yıllarda dünya ekonomisinde bir fazla kapasite sorunu oluşmaya başladığına ilişkin işaretler su yüzüne çıkmaya başladı. William Grider'in 1996 yılında yayımlanan The Manic Logic of Capitalism başlıklı çalışması, bu işaretlerin çok büyük bir kısmını, kapsamlı bir şekilde gündeme getirdi. Grieder'e göre stratejik sanayi dallarında, küreselleşmenin basıncıyla, büyük bir kapasite fazlası oluşmaya başlamıştı. Diğer taraftan, var olan iş olanaklarıyla, çalışmak isteyen nüfus arasındaki makas da hızla açılıyordu.

10/11/1997 tarihli Business Week'de borsa krizini değerlendirirken bu fazla kapasite sorununa özel bir yer verdi. 1995-1997 arasında gelişmekte olan Asya ülkelerinde Latin Amerika'da, Japonya'da ve ABD'de tüketici talebinin büyüme hızı, sanayi üretiminin büyüme hızının gerisinde kalmıştı. Otomotiv'de yarı iletkenler, kimya, gemicilik, ve gayrimenkul piyasalarında ciddi bir kapasite fazlası vardı ve bu durum depresyonist bir baskı yaratıyordu.

Bu madalyonun öbür yüzünde de eksik tüketim eğilimi var. Gelişmekte olan ülkelerde ve gelişmiş ülkelerde, yoksulluğun ekonomik büyümeye rağmen azalmamakta direndiği, gelir dağılımının bozulmaya devam ettiği görülüyor. Bu yoksullaşma ve yüksek işsizlik, özellikle gelişmiş ekonomilerde bir eksik tüketim eğilimi yaratıyor. Asya ülkeleri gibi bölgelerde çalışan nüfusun düşük ücretlerle ve baskı altında çalıştırmasıda iç tüketimin ekonomik büyümeye uygun bir hızla gelişmesini engelliyor. Bu durum ülkelerin büyümesini esas alarak ihracata yönlendiriyordu. Sonuç ise azgelişmiş ülkelerdeki piyasalara aktarılması ve buralardaki aşırı üretim sorunlarını ağırlaştırması oluyor.

Geçtiğimiz dönemde, bu eksik tüketim ve aşırı üretim eğilimi hem gelişmiş ülkelerde hem de özellikle önce Meksika gibi Latin Amerika ülkelerinde ve Asya'da ucuz kredi yoluyla yumuşatılmaya çalışılmıştı. Latin Amerika'daki bankaların batık kredilerinden, ABD'de tüketici kredilerinin ve kişisel iflasların rekor düzeylere ulaşmaya başlamasından da basında çok sık söz edildi. Şirketlerin ve kamunun borçlarındaki hızlı artışda (doların G-7 merkez bankaları eliyle değerlendirilmesiyle birlikte) hem borsayı destekledi hemde bizzat borsadaki tırmanış tarafından, leveraging yoluyla teşvik edildi. Bu ortamda, geçen Ağustos'ta Wall Street Journal'ın uyardığı gibi genel iyimserlik ve ucuz kredi. ABD'de kimya, kağıt, uçak sanayi ve otomotiv sektöründe büyük bir kapasite genişlemesine yol açıyor, bu aşırı iyimserlik teknoloji ve iletişim sektörlerini de etkiliyordu (Wall Street Journal 7/08/1997). Özetle, bugün dünya ekonomisinde giderek genelleşen bir aşırı üretim ve bundan kaynaklanan
02-02-2013 01:34 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #3
RE: Küresel borsa krizi
deflasyon basıncı var. Bunlar sadece akademik kötümserlikler değil. Geçen Ağustos'ta birçok çok uluslu olan şirketin üst düzey yöneticisi Mentorey California'da toplantıda Wall Street Journal'ın aktardığına göre bu toplantıda dünya ekonomisinin geleceği konuşuldu. Ve toplantıda söz alan Dvan Dickson "felaket haberi veren peygamber gibi hissediyorum kendimi... İnancımız şu ki, dünya ekonomisinde ekonomik gerileme başladı. Nereye kadar gidecek bilmek mümkün değil. Ancak çok kötü olabilir" diyordu. Aktarılanlara göre, dünya ekonomisinde birçok piyasada aşırı üretim, stok yığışması vardı; "sorun petrol, kimya, kağıt ve diğer hammadde üreten sanayilerle sınırlı değildir. Otomotive, havacılık gibi alanlarda ciddi bir sıkışma vardır.

Bugün borsa ve para krizleri işte bu ekonomik zemin üzerinde yaşanıyor. Bu zeminde de şirket getirilerinin önümüzdeki dönemde yükselmeye devam edebileceğini savunmak kolay değil. Ancak birçok ülkede, özellikle ABD'de hükümet çevrelerinde iyimser bir hava hakim, ekonomik temel sağlam, sarsıntı geçici görüşü var.

Ne yazık ki, bu tür iyimser ifadeler güven vermekten çok uzak, tarihten örnek vererek açıklayalım: Yıl 1928, ABD'de Coolipe ve Hoover yönetiminde serbest piyasa ekonomisi anlayışı hakim. Zamanın ekonomik "guru" su Yale Üniversitesi'nden Prof.Irwing Fisher: "Borsa çöküşü filan olmaz". Yıl 1930, 29 Ekim 1929 krizinden, bir kaç ay sonra yine Irwing Fisher: "kısa dönemde gelecek çok parlak görünüyor". 1987 İngiltere ve ABD'de Thatcher ile Reagan hükümetleri 1980'lerin başından beri iş başında 19 Ekim günü borsa çökmeye başlıyor. Zamanın İngiliz Maliye Bakanı "Paniğe gerek yok, temel ekonomik göstergeler sağlam". Londra Borsası Başkanı da benzer açıklama getiriyor. Atlantiğin iki yakasında da sıkça kullanılan kavram "düzeltme" dir. Borsa adeta kendi kendine "gizli el" tarafından bir düzeltmeye tabi tutulmuştur.

Geçtiğimiz yıl yaşanan borsa krizi bir kaç spekülatörün hırsı ve bir kaç hırsız politikacının kötü yönetimiyle Asya'da başlayan mali bir krizin geçici etkilerinden kaynaklanmadı. Sorun çok daha kalıcı ve derin gibi görünüyor. Önümüzdeki dönemde, ABD ekonomisinin devrevi bir yavaşlamaya gireceği, Avrupa ekonomilerinin Maastrich koşullarına uymak için kemerleri sıkmaya devam edileceği düşünülürse, borsaların en azından bir süre daha "boğa piyasalarına" geri dönmesi pek mümkün görünmüyor.
02-02-2013 01:34 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #4
RE: Küresel borsa krizi
Türkiye'de durum
Türkiye'de herşey önceleri olumluydu. Hükümetin borçlanma ve para politikası, reform hazırlıkları, enflasyon ve özelleştirme hedefleri. Borsa tüm açıklamaları hızlı çıkışlarla karşıladı. Ama herşey açıklama bazındaydı. Somut bir gelişme yaşanmıyordu. Nihayet İMKB'de beklentiler sona ermek üzere, endeks bir düzeltme yapmak üzereydi ki, uluslararası piyasalarda kriz patlak verdi. Uzakdoğu'da başlayan kriz kısa bir süre içinde batıya ulaştı ve tüm dünya borsaları hızlı bir düşüş yaşadı.

İMKB'nın de bundan etkilenmemesi mümkün değildi. Ve kriz İMKB'ye de yansıdı. Endeks tarihinde görmediği bir hızla geriledi piyasalar allak bullak oldu.

Uluslararası krizle birlikte panik satışlar yaşandı önce borsada. Bu bir hafta sürdü. Ardından uluslararası piyasalarda güçlü ülkelerin ekonomisi zayıf ülkelere yardım edileceğinin açıklanması yurtdışı borsaları bir miktar toparladı. İMKB'de buna paralel hareket etti. Ancak yurtiçinde borsayı destekleyici herhangi bir gelişme olmaması borsanın gereken yükselişi yapmasını engelledi.

Peki 1998 yılında ne olabilir?

Uluslararası piyasalarda dalgalanmaların sürmesi bekleniyor. Bu dalgalanmaların Türkiye'yi etkilese de bunun yüksek düzeyde olacağı düşünülmüyor. Yine de çok iyimser olmamakta fayda var, ama kötümserlikte yer almıyor uzmanların düşüncelerinde. Türkiye özel bir konumda bulunuyor. Borsa diğer gelişmekte olan borsalara göre iyi karlar sağlaması nedeniyle yatırımcılar için görece cazip olmaya devam edecek. Ekonomide somut bir kaç gelişme sağlanması da, hükümetin programlarını uygulayarak birkaç olumlu sonuç almasıda-gerçekleşmeleri halinde-1998 yılında borsayı ateşleyecek gelişmelerden. Telekom'un özelleştirilmesi, yabancı yatırımcıların, 1998 başlarında Türkiye'ye geleceği, hükümetin 1998 programını uygulayabilmesi halinde Türkiye'ye girmemiş uzun vadeli fonlarında İMKB'ye geleceği tahmin ediliyor. Ve bu tüm gelişmelerle borsada hızlı bir yükseliş beklenebilir.

Güneydoğu Asya'da yaşanan krizle ilgili bir çok yorum yapılıyor, elimizdeki verilerden hareket edersek, Türkiye'nin GSMH'sı 200 milyar dolar düzeyinde kayıt dışı ekonomiyide katarsak 300 milyon dolara çıkıyor. Kredi portföyü 25 milyar dolar, iç borçlanma senetleri de 30 milyar dolar düzeyinde. Bankacılık sektörünün toplam aktif büyüklüğünü de 100 milyar dolar olarak kabul edelim.

Oysa bu ülkelere bakıldığında, kredi hacmi, ülkenin GSMH'sından fazla. Bu rakamlara bakıldığında Güney Doğu Asya'daki krizin Türkiye'yi etkilese bile, etkinin sınırlı kalacağı tahmin ediliyor. Sanayi hem ithalat hem de ihracat bakımından etkilenecektir.
02-02-2013 01:34 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #5
RE: Küresel borsa krizi
Türkiye'yi krizden uzak tutacak faktörler
Açık Sorunu : Cari işlemler açığı onlarda daha büyük bir sorun.

Kur Rahatlığı: Uzakdoğu'da döviz kurları kriz öncesinde sabitti. Bizde ise sürekli dalgalanmada, piyasa koşullarında belirlenir.

Arz - Talep Dengesi: Onlarda toplam talep, toplam arzın gerisinde stok miktarı fazla. Ancak Türkiye'de arz-talep başa baş gidiyor.

Merkez Bankası Üstünlüğü: Uzakdoğu'da özellikle de Tayland ve Singapur'da Merkez Bankalarının şeffaflık düzeyi Türkiye'nin çok gerisinde.

Aşırı Büyüme: Dev holdingler, çok değişik alanlara yayılan yatırımlara sahipler. Hatta bazılarının kar getirmeyen, prestij yatırımları var.

Kredi Hatları: Ekonomik büyümeleri nedeniyle bütün uluslararası bankalar Uzakdoğu ülkelerine kredi için adeta kuyruğa girmişlerdi. Dev havaalanları, otoyollar, köprüler yapıldı. Türkiye de kredi istedi ama veren olmadı. Bir anlamda Türkiye'nin kredi hatlarının açık olmaması, ilk defa işe yaradı, kriz tehlikesini bir anlamda önledi.

Borç Yapısı: Başta Güney Kore olmak üzere Uzakdoğu ülkelerinde borç yapısında sorun var. Kısa vadeli borçların, toplam borçlar içindeki payı çok fazlaydı.
02-02-2013 01:34 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
BorsaOkulu Çevrimdışı
Administrator
*******

Mesajlar: 1.172
Katılım: Nov 2012
Mesaj: #6
RE: Küresel borsa krizi
Türkiye'ye uzanan 5 önemli tehlike

Ucuz İhraç Ürünü : Uzakdoğu ülkeleri son 6 ayda, paralarını yüzde 50'ye varan oranlarda dalgalanmaya bıraktı. Dalgalanma sonucunda paraları yüzde 40-50 oranında değer yitirdi. Bu ülkelerde yapılacak ihracatın daha düşük fiyatlarla uluslararası piyasalara çıkabilmesi demektir. Çünkü fiyatlar o ülkelerde artmadı, dolayısıyla dışarı satmak o ülkelerin ihracatları bakımından avantajlı olacak. Uluslararası piyasalarda daha düşük fiyatla ihracat yapma şansları var.

Uzak Doğu'ya İhracat Azalabilir : Bu ülkelerde bir talep kısılması yaşanıyor. Ayrıca IMF'nin anlaşma yaparken öne sürdüğü talep kısıcı önlemler var. Bu durumda sadece fiyat bakımından değil, talep edilen miktar bakımından da gerileme olacak. Bu Türkiye gibi ülkelerin Uzakdoğu'ya yaptığı ihracat etkileyebilir.

İthalat Dalgası : Artı, o ülkelerde talep kısılınca, ihracat yapma motivasyonu da artmış olacak. Türkiye'de henüz bu anlamda bir ilerleme kaydedilmiş değil ama bu iki nedenden dolayı hem fiyat, hemde talep etkisinden dolayı. Türkiye'nin o ülkelere ihracatı zorlanacak. Ve ithalatı da artabilir gibi görünüyor. Çünkü oldukça yüksek fiyat düşmeleri gündeme geliyor.

İhracat Savaşı Yayılabilir : Bu ülkeler dünya dış ticaretinde önemli bir yere sahip. Neredeyse dünya ticaretinin yüzde 25'ine sahipler. Bu ülkelerle ticaret yapan Batı ülkeleri de olumsuz etkilenebilecek. Dünya ticaretinde bir azalma olacak. Bu, Türkiye'nin dünyanın diğer ülkelerine olan ihracatını etkileyebilir.

Fon Akışı : Yabancı sermaye hareketlerinde bir azalma olabilir. Borçlanma maliyetinde artma olabilir. Krizden sonra Türkiye gibi ülkelerin uluslararası piyasalarda borçlanma maliyeti 1,5-2 puan arttı. Eskiden Türkiye yüzde 5-5,5 ile borçlanabilirken, şimdi bu oran liber arttı yüzde 7-7,5'e çıktı.
02-02-2013 01:34 PM
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Yeni Cevap 




Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi



Borsa Okulu © 2017.